Araç çubuğuna atla

ALADAĞLAR`DA KAMP

Türkiye’de dağcılık denildiğinde ilk akla gelen yerlerden biri olan Aladağlar’ dayız.  Fakat bu sefer tırmanış için değil, Aladağlar’ın en popüler yürüyüş rotalarından biri olan Trans Aladağlar rotasını bisikletlerimiz ile tamamlamak maksadımız. Niğde, Kayseri ve Adana il sınırları içerisinde bulunan Aladağlar Milli Parkı 3000 metrenin üzerinde 100’den fazla zirvesi ile dağcılık tutkunlarının en önemli uğrak noktalarından biridir. Her seviyede tırmanıcıya uygun yüzlerce tırmanış rotasına sahip bir dağ silsilesidir Aladağlar.

Tırmanışın yanı sıra kamp, yürüyüş, kış aylarında tur kayağı, kuş gözlemi, yaban hayatı fotoğrafçılığı gibi birçok etkinliğe de ev sahipliği yapmaktadır.  Yaban hayatı oldukça zengin olan Milli Park’ın hemen her bölgesinde gözlemlenebilecek dağ keçileri, gelengiler, yabani tavşanlar, sincaplar ve birçok endemik türü içerisinde bulunduran geniş fauna gelen ziyaretçiler için bu yöreyi daha da keyifli ve ilginç kılar.

İlk olarak 2012 yılının kış aylarında dağcılık eğitimi almak için bulunduğumuz Aladağlar, sonrasında iki kardeş olarak sıklıkla ziyaret ettiğimiz bir bölge haline dönüştü. Geçen yıllar boyunca beraber birçok tırmanış yaptık ve her geldiğimizde bu bölgede bisiklet sürme fikri aklımızın bir köşesinden çıkmıyordu. Bu hayalimizi iki yıl önce Cyclist Türkiye ekibi ile Emli Vadisi’nde bisiklet sürerek gerçekleştirmiştik. Tabii bu kadar büyük bir bölgede sadece bu sürüşle yetinmek olmazdı. Gözümüzü Trans Aladağlar yürüyüş rotasına diktik. Daha planlama yaparken bile bu rotanın Aladağlar’daki en zorlu bisiklet rotalarından biri olacağını düşünüyorduk.

Çukurbağ Köyü’nden yola çıkıp, dağın kuzeyindeki Maden Boğazı Vadisi’ni bisikletlerimiz ile tırmanacak ve Yedigöller Platosu’na ulaşacaktık. Sonrasında Çelikbuyduran geçidini aşarak Karayalak Vadisi’nden inip başlangıç noktasına ulaşacaktık. Bu da üç gün ve iki gecemizi dağda geçirip, 3500 metrenin üzerindeki iki adet geçidi bisikletlerimizin üzerinde yemekler ve kamp yüküyle aşmamız gerektiği anlamına geliyordu.

Aladağlar’a gitmeden önce bölgeyi iyi araştırmalı, eğer dağın iç kısımlarına girecekseniz bölge jandarma ekiplerine haber vermeniz gerekmektedir. Mutlaka deneyimli kişilere danışınız

Bu rotayı, beraber sıklıkla tırmanış ve antrenman yaptığımız arkadaşımız Cüneyt Atalay ve Hacettepe Bisiklet Topluluğu’ndan tanıdığımız Orcan Karaca ile beraber dört kişilik bir ekip olarak gerçekleştirmeye karar verdik. Hazırlıklarımızı tamamladıktan sonra Toyota’nın bize sağladığı Corolla Hibrit modeli ile İstanbul’dan yola koyulduk. Toyota, Hibrit teknolojisini aslında bir geçiş evresi olarak belirtiyor. Hibrit araçlar ise bu geçiş evresi için daha doğru bir tercih. Aküleri şarj etmek için dışarıdan bir enerjiye gerek yok, araç seyir sırasında kendi kendini şarj edebiliyor. Yaklaşık olarak 800 kilometrelik yolu oldukça konforlu şekilde geçirerek Niğde’nin Çamardı ilçesinde bulunan Çukurbağ Köyü’nde konaklayacağımız Taurus Guest House’a ulaştık.

İlerledikçe manzaramız güzelleşiyor ancak sürüş zorlaşıyor. Karagöl’e kadar giden araç yolunda zaman zaman bisikletlerimizi taşıyarak ilerledik

Burada pansiyonun sahibi Ahmet Üçer ve ailesi her zamanki sıcak gülümsemeleri ile bizi karşıladı. Taurus Guest House dağın tüm görkemini seyredebileceğiniz, elma ve kiraz bahçeleri arasında bulunan tek katlı bir aile işletmesi. Bahçede biraz sohbet ettikten ve yemeğimizi yiyip, hazırladıkları çayı içtikten sonra havaya ve yüksekliğe alışmak için köy çevresindeki elma bahçelerinde kısa bir sürüş yapmak üzere yola çıktık. Şansımıza tam da kirazların olgunlaştığı döneme denk geliyoruz. Bize tırmanışlarımızda lojistik destek sağlayan Salim ağabey ile bahçesinde karşılaşıyoruz. Elbette ilk iş bizi kiraz yemek için bahçesine davet ediyor. Tabii ki bu teklifi reddetmeyip bir mola veriyoruz. Biraz sohbet ettikten sonra tekrar hostele dönüp yarın için son hazırlıkları tamamlıyoruz.

Rota boyunca kullandığımız kameralardan biri de Nikon Coolpix W300 idi. Küçük boyutu sayesinde her an cebimizden çıkarıp hızlı fotoğraflar çekmemizi sağladı. Ayrıca gidon ve göğüs bağlantı aksesuarları ile sürüş sırasında da video ve fotoğraflar çekebildik. Makine üzerindeki barometre, yükseklik ölçer, derinlik ölçer ve GPS gibi özellikler sürüş sırasınca işimizi kolaylaştırdı. Mudaili diğer aksiyon kameralara göre çok daha yüksek çözünürlüklü video ve fotoğraf üretebilen Coolpix
W300,  bisiklet sürerken kolayca formanızın cebinde taşıyabileceğiniz suya ve darbelere oldukça dayanıklı kullanışlı bir fotoğraf makinesi.

 1. gün

Sabahın erken saatlerinde pansiyonun bahçesinde sıkı bir kahvaltı ettikten sonra etabın en zorlu gününe doğru pedallamaya başladık. Zira hedefimiz, 1400 metreden başlayıp yaklaşık olarak 3000 metrede sonlanacak olan Çömçe Gölü’ndeki kamp noktamıza ulaşmak olacak. Demirkazık Köyü’nden geçerek dağın içerisine gireceğimiz vadinin yol ayrımı olan Pınarbaşı Köyü’ne kadar asfalt yoldan ilerledik. Maden boğazına geçmek için köyün girişinden sağa doğru ayrılan toprak yola girdik.

Yolun ilk kısmı oldukça keyifli bir sürüş sunuyor, fakat ilerleyen kısımlarında eğim gittikçe artıyor; yerini engebeli ve gevşek kayaların oluşturduğu zigzaglar çizen bir yola bırakıyor. İlerledikçe manzaramız güzelleşiyor ancak bununla orantılı olarak sürüş zorlaşıyor. Karagöl’e kadar giden araç yolunda zaman zaman bisikletlerimizi taşıyarak ilerledik. Buradan sonra artık araç yolu bitip patika başlıyor. Dik ama kısa patikadan 100 metre irtifa aldıktan sonra kamp kuracağımız alana gün batımında ulaşıyoruz. Buradan çıkan su şu ana kadar içtiğimiz en lezzetli sular arasında. Çadırları kurup yemek yedikten sonra biraz fotoğraf çekip dinlenmeye geçtik.

2.gün

Her ne kadar hafif olmak için yanımızda küçük tulumlar götürsek de geceyi oldukça rahat bir şekilde geçirdik. Bugünün hedefi yaklaşık 3500 metre irtifada bulunan MTA tepesinin doğusundaki geçide kadar tırmanıp, Yedigöller platosuna iniş yapmak.  Bu yükseklikte artık işler deniz seviyesindeki gibi işlemiyor. Hızlı bir şekilde eğilip kalktığında bile hafif bir baş dönmesi olabiliyor. Yükseldikçe hava basıncı düştüğü için vücut yeterince oksijen alamıyor. Bu da performansı oldukça düşürüyor ve daha hızlı yorulmamıza neden oluyor.

Gevşek zeminli bir patikada, bisikletlerin üzerinde ortalama 7 kilo yük ve sırt çantası ile dik yokuşları çıkmak pek kolay olmuyor. Özellikle de bu irtifada

Herkeste farklı olmasına karşın 2500 metre üzerinde yüksek irtifa hastalığı (akut dağ hastalığı) oluşabilir. Özellikle deniz seviyesinden gelenlerde sık görülüyor. Belirtileri baş dönmesi, mide bulantısı, bitkinlik, iştah kaybı, uyuma güçlüğü, psikolojik yıpranmadır. Bunların biri veya tümü bir arada görülebilir. En iyi tedavi yöntemi daha fazla yukarı çıkmamak, bol sıvı içmek, susamadan içmek ve acıkmadan yemek. İki gün içerisinde aynı irtifada belirtiler geçmemişse, mutlaka aşağı inmeli. Durumlar böyle iken gevşek zeminli bir patikada, bisikletlerin üzerinde ortalama yedi kilo yük ve sırt çantası ile yokuşları çıkmak pek kolay olmuyor.

Çömçe Gölü’nün yanındaki kampımızı topladıktan sonra düşük eğimde yükselerek Yıldız Gölü’ne kadar 100 metre irtifa kazanarak ilerledik. Çok sık yürünen bir rota olduğu için patikalar genelde temiz fakat yine de bazı noktalarda bisikletleri taşımamız gerekti. Buradan Akçay mevkine iniş yaparak, rotanın en dik ve bisiklet üzerinde tırmanışa izin vermeyen etabından önce dinlenip, beslendik.

Bolca su içip mataralarımızı doldurduktan sonra tırmanışa başladık. Bu noktadan sonra geçide kadar olan yolun %90’ında bisikletleri taşımak zorunda kaldık. Geçide çıktığımızda manzara mükemmeldi. Bir tarafta ortalama 3000 metre yüksekliğinde devasa bir plato olan Yedigöller, diğer tarafımız ise muhteşem manzarası ile Akçay mevki. Biraz dinlendikten sonra gevşek zeminli patikadan Yedigöller’e iniş yaptık. Büyük Göl’ün yanındaki kamp alanına kadar gidip geceyi burada geçirdik.

3. gün

Sabah yola erken çıkmayı planlıyorduk, fakat ağır geçen iki günün ardından bu pek mümkün olmadı. İyice dinlenip yola koyulduk. Yedigöller platosu oldukça kalabalıktı. Birçok yürüyüş ve tırmanış ekibi bu bölgede kamp kurmuştu. Rotanın en uzun ve zorlu inişini gerçekleştirmek için Çelikbuyduran Geçidi’ne (3500 m) doğru düşük eğimli bir patikadan sürüşe başladık. Yola çıkmadan önce bu iniş bizi en tedirgin eden noktalardan biriydi.

İniş bölümü beklediğimizden çok daha rahat geçti, hatta aksine o kadar çok keyifliydi ki bütün yorgunluğa bedeldi 

Gevşek kayalardan oluşan 3500 metre irtifadan başlayarak 2000 metreye kadar inen bir patika. Eğer burada bir kaza geçirirseniz şehirde olduğu gibi ambulans sizi 8-12 dakikada gelip alamaz. Dağın çoğu bölgesinde telefonun çekmediğini de göz önüne alırsak kurtarılmanız 12 saatten uzun sürebilir. Bu yüzden tüm ekibin ilk yardım eğitimi almış olması ve donanımlı bir ilk yardım çantası taşıması gerekir. İniş beklediğimizden çok daha rahat geçti, hatta o kadar keyifliydi ki bütün yorgunluğa bedel bir sürüş oldu. Bu noktadan sonra stabilize yoldan köye inerek rotamızı tamamladık.

Nasıl Gidilir?

Aladağlar Milli Parkı’na uçakla gitmek için 131km uzaklıktaki Kayseri Havalimanı’nı kullanabilirsiniz. Kendi aracınızla gitmek isterseniz, Niğde Ankara’dan 346km uzaklıkta. Niğde’den, Çamardı Devlet Yolu’nu takip ederek, Çamardı’ya 6km kala Çukurbağ Köyü’ne ulaşabilirsiniz(Niğde Çukurbağ 65km). Otobüs ile Niğde’ye ulaşım Ankara’dan beş saat, İstanbul’dan 10 saat, İzmir’den 12 saatte ulaşabilirsiniz. Niğde’de Çamardı servisine binerek 1 saatte Aladağlar Milli Parkı’na ulaşabilirsiniz.

 

KAYNAK: https://www.cyclistmag.com.tr/2019/11/22/aladaglarda-kamp/

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir