USTALARLA UÇMAKDERE

Bir poğaça kaç kalori?

Sabahın erken saatlerinde bisikletleri taşıyıcıya yüklemenin ardından, arabanın içinde çabucak içilen bir bardak çay ve yanında sıcak poğaça ile programımıza başladık. Arada sırada, bu kadar erken saatlerde, böyle yüksek kalorili kaçamaklar yapmak bisikletçiye çok da dokunmaz avuntusuyla yola çıktık. Erken çıkmamız konusunda bizi iten sebep ise aniden bastıran mevsim sıcaklarının öğle saatlerindeki zirve değerlerine yakalanma endişesiydi.

Yaz tatili nedeniyle nispeten boş olan yollar sayesinde, çabuk ve sorunsuz bir şekilde Tekirdağ’a ulaştık ve merkezde, Uçmakdere yollarında bize rehberlik edecek olan Mutlu Erçevik ile buluştuk. Bölgede Strava kullananların, aldığı ‘KOM’larla yakından tanıdığı Mutlu hoca, bu turdan bir hafta sonra yapılacak olan Türkiye Şampiyonası’na hazırlanıyordu ve bizim için antrenman programını yeniden düzenlemişti. Bir gün önce yaptığı hızlı zamana karşı antrenmanının yorgunluğu ise gözlerinden okunuyordu.

Hızlıca göz attığımız rotamız Tekirdağ merkezden başlayıp kıyı şeridini takip ederek Uçmakdere Köyü’ne ulaşacak. Öncekilere göre biraz daha kısa olan bu rota kendisini sert eğimler ve adrenalin dolu virajlarla telafi edecek gibi gözüküyor.

Uçmakdere parkuru, yarışlar ve Gran Fondo etkinlikleri için ideal bir antrenman rotası sunuyor

Turumuza başladığımız çevre yolundan hemen ayrılarak sahile ulaşıyoruz ve Barbaros içinden geçerek Kumbağ’a doğru yöneliyoruz.

Antik Traklar’ın izinde

Başlangıç noktamız olan Tekirdağ her ne kadar köftesi ve karpuzu ile ünlenmiş olsa da aslında ziyaret edenlere keyifli deneyimler sunan şirin ve sakin bir ilimiz. İstanbul’un hemen yanı başında, Trakya bölgesinin en kalabalık şehri olarak yer alan Tekirdağ, Bizans döneminde Bisanthe ve Rodosto isimleriyle anılmış.

Türk hakimiyetinden sonra ismi Tekfur Dağı olarak değişmiş ve bu isim zaman içinde dönüşerek Tekirdağ halini almış. Antik çağda yaşamış ve dik başlılıklarıyla nam salmış Trak halkının en önemli merkezi olan şehirdeki müze, ülkemizdeki en derli toplu arkeoloji müzelerinden birisi olarak ziyaretçileri bekliyor.

Ayrıca, 18. yüzyılda Avusturya İmparatorluğu’na karşı bağımsızlık mücadelesi veren Macar Prens Rakoczi Ferenc’in evi de Türk-Macar dostluğunun bir simgesi olarak müze haline getirilmiş. Şehir içinden geçerken, sahildeki balıkçı teknelerini geride bırakıyoruz. Tekirdağ’dan çıkarken ise arkamıza baktığımızda, liman bölgesinin sapsarı vinçlerinin bizleri uğurladığını fak ediyoruz.

Tekirdağ günümüzde yüzmek için ideal, temiz kıyıları ve plajlarıyla da ilgi gören bir tatil noktası. Bizim de güzergahımız olan Marmara kıyıları boyunca sıralanan tatil köyleri bunun bir göstergesi.

Turumuzun 13. kilometresinde içinden geçtiğimiz Kumbağ, özellikle popüler bir plaj beldesi. Yol bisikletleriyle buradan geçerken biraz dikkat etmek ve gözü yoldan ayırmamak gerekiyor; çünkü yol yer yer çukurlarla yaralanmış vaziyette. Yolun küçük bir kısmında döşenmiş taşlar ise içimizdeki Roubaix hevesini canlandırmaya yetiyor. Bir yandan zemine dikkat edip, bir yandan da iki yanımızda mayolarıyla plaja yürüyen insanlarla selamlaşarak, birazdan başlayacak olan yokuşlardan habersiz yolumuza devam ediyoruz.

Yokuşlar sert, asfalt pürüzsüz

Kumbağ Beldesi’nden çıkar çıkmaz yokuşlar başlıyor, aynı zamanda kaliteli sıcak asfalt da bizleri karşılıyor. Bu bölgedeki tırmanışlar dik olsa da insanı bezdirecek uzunluklara sahip değil. Şehrin barışçı yapısı sanki yokuşlara da uyarlanmış; ziyaretçilerini eğlendirip biraz zorluyor ancak yıldırmıyor.

Buradan sonra yol genel olarak iniş ve tırmanışlardan ibaret olacak.  Buradaki parkurların, süratli tırmanışçılar için iyi bir interval alanı sunduğunu söyleyebiliriz. Ayrıca burası, önümüzdeki aylarda düzenlenecek olan yarışlar ve Gran Fondo etkinlikleri için de oldukça ideal bir antrenman rotası. Bu noktada hatırlatmakta fayda var; Kumbağ ile Uçmakdere arasında alışveriş yapacak herhangi bir dükkan bulunmuyor. Su ve atıştırmalık gibi ihtiyaçlar için Kumbağ Beldesi son şans.

90’lardan bu yana her yıl binlerce paraşütçü Uçmakdere yamaçlarından uçuş gerçekleştiriyor

Gitgide yükselen irtifa, Yeniköy civarında en yüksek seviyelere, yaklaşık 400 metreye ulaşıyor. Buradan baktığımızda Marmara Denizi altın gibi parlıyor. Yol boyunca virajlarda kıvrıla kıvrıla ilerlerken, özellikle inişlerde Mutlu hocayı öne alıyoruz. Bilmediğiniz bir rotada inişlerde tecrübeli isimlerin rehberliğine güvenmek en doğrusu.

Bu rotanın inişlerine dikkat etmekte fayda var çünkü asfalt kalitesi ne kadar iyi de olsa kenarlarda emniyet şeridi bulunmuyor ve banketler genellikle düşük. Virajlarda keskin dönüşlerle, bisikletleri olabildiğince yatırarak iniyoruz. Düz inişlerde çok yükselen süratlerden sonra bir anda kıvrılan yolda bisikleti zapt etmek için fren uyguladıkça, jantların ne kadar ısınabileceği gibi düşünceler aklıma geliyor. Uzun mesafelerde önü görmek çok mümkün olmadığı için buraya kalabalık bir grupla gelmek işleri zorlaştırabilir.

Yırtıcı sinekler

Yoldan geçen dört tekerlekli taşıt sayısı oldukça düşük. Yine de virajlarda şerit ihlali yapmadan dikkatli bir şekilde inmek gerekiyor. Çok geniş olmayan şeritlerde, karşı yönden gelen araçlar az da olsa risk oluşturabiliyor. Öte yandan Marmara kıyısının güzellikleri, kaliteli asfalt ve virajlı yollar, bisikletçiler kadar motosikletlileri de bu rotaya çekiyor. Hafta sonları gruplar halinde toplanan motosiklet kulüpleri buraya toplu geziler düzenliyor.

Marmara kıyısının güzellikleri, kaliteli asfalt ve virajlı yollar, bisikletçiler kadar motosikletlileri de bu rotaya çekiyor

Bisiklet sürücüleri için iyi bir eğitim alanı olan Uçmakdere, aynı zamanda teknik yeteneklerini geliştirmek isteyen motosiklet kullanıcılarını da cezbediyor.  Yol boyunca verdiğimiz molalarda kuş sesleri ve kelebekler bize eşlik ederken, yol boyunca gördüğümüz çok sayıda küçük yılan da bölgenin faunası hakkında ipuçları veriyor.

Ancak bölgenin en tehlikeli yırtıcıları bu küçük sevimli sürüngenler değil; dev (!) at sinekleri. Yeşil renkli bu sinekler, su içmek ya da bir protein bar yemek için durduğunuz anda üzerinize yapışıp ısırmaya başlıyor. Üzerinizde kıyafet olsun olmasın fark etmiyor; gerçekten can acıtıyorlar.

Uçmakdere’de uçmak

Hafif bir genel iniş profilinin ardından Uçmakdere paraşüt iniş alanını hemen aşağımızda görüyoruz. Şansımıza gökyüzü oldukça kalabalık ve rengarenk paraşütlerle dolu.

Bu spor için İstanbul’a yakın en ideal alan olan Uçmakdere’de faaliyet gösteren Tekirdağ Yamaç Paraşütü Kulübü (TEYAK), burada dersler ve etkinlikler düzenliyor. 90’lı yıllardan bu yana popüler hale gelen bölgede her yıl binlerce paraşütçü bu yamaçlardan uçuş gerçekleştiriyor. Aşağıdaki iniş alanına kısaca göz attıktan sonra turumuzun dönüş noktası olan Uçmakdere Köyü’ne ulaşıyoruz. TEYAK’ın kulüp binası da burada yer alıyor. Huzurlu bir atmosferin hakim olduğu köy, evleri ve sokaklarıyla Trakya ve Balkan esintilerini yansıtıyor.

Turistik ziyaretlere ve hafta sonu kaçamağı yapan gezginlere aşina olan köyün girişinde, hijyenik bir konteynır tuvalet yerleştirilmiş. Merkezdeki caminin hemen yanında yer alan kahvede verdiğimiz molada kollarımızın ne kadar yanmış olduğunu görüyoruz. Yaz mevsiminde buraya gelirken güneş kremi kullanmamak büyük bir hata. Çift matara bulundurmak ise bir başka önemli nokta. Kat ettiğimiz 35 kilometrelik yola baktığımızda, Tekirdağ’dan buraya kadar yaklaşık 1000 metre kadar bir irtifa kazancımız olmuş.

Gidişte tırmanarak çıktığımız bölümler dönüşte çok dik, ters eğimli ve keskin virajlı inişler haline geliyor

Tek seferde yapılan en yüksek tırmanış ise 365m. Köy kahvesindeki ağaçtan topladığımız, kocaman ve kıpkırmızı kayısılar, dönüş için ihtiyacımız olan enerjiyi neredeyse tamamlıyor. Kısa bir sohbet ve birer fincan kahveden sonra dönüşe geçiyoruz. Tekirdağ – Uçmakdere arasında henüz yol bisikletine uygun alternatif bir yol olmadığı için yine aynı güzergah üzerinden döneceğiz. Bu da neredeyse bir 1000 metre irtifa daha anlamına geliyor. Ancak yol çok keyifli olduğu için bunu pek önemsemiyoruz. Dönüş rotası, yer yer %15’lerde devam eden sert bir tırmanışla başlıyor.

Yaklaşık 3 kilometrelik bu tırmanış sonrası yine sert virajlar ve inişli çıkışlı bir profil bizi Tekirdağ’a geri ulaştıracak. Ancak Mutlu hoca, dönüşte daha dikkatli olmamız konusunda bizi birkaç defa uyarıyor. Gidişte tırmanarak çıktığımız bölümler dönüşte çok dik, ters eğimli ve keskin virajlı inişler haline geliyor. Özellikle virajlardan önce 30-40km/s hızları aşmamaya özen gösteriyoruz. Yine Kumbağ ve ardından Tekirdağ’a vardığımızda yorgunluk nedeniyle aklımızda kalan tek düşünce, köftelerin porsiyonlarının büyüklüğü oluyor.

 

KAYNAK: https://www.cyclistmag.com.tr/2019/11/12/ustalarla-ucmakdere/

edizatess

Web site yöneticisi Youtube / Ediz Ateş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Araç çubuğuna atla